Erganili Köşe Yazarlarımız
Naci GÜMÜŞ
Naci GÜMÜŞ
Müslüm ÜZÜLMEZ
Müslüm ÜZÜLMEZ
Eyyüp ARAS
Eyyüp ARAS
Osman Aközel
Osman Aközel
İlkay Yılmaz
İlkay Yılmaz
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün337
mod_vvisit_counterDün637
mod_vvisit_counterToplam705756
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 29 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon AŞINMIŞ HATIRALAR VE O DAĞ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 12
ZayıfEn iyi 

Bir hüzün, bir burukluk geçmiş ve gelecek arasındaki zaman boşluğuna düşüyor. Bir fırtına ruhumu kavuruyor. Beynim boz bulanık deli nehir misali... Düşüncelerimin sesi, gönlümün dili; kaybolmuş hatıraların eskimiş albümünde. Silik çehreler, çocukluk, gençlik, toprak damlı kerpiç evler, dut ağaçları, dereler ve çaylar... Bahçelerden, zerdali sarısına nar rengi karışmış günün kareleşmiş fotoğrafı gibi dere, dere parsellenmiş bir tablo; acının, kederin fukara elbisesiyle gezindiği biçilmiş ekin tarlalarını seriyor önüme... Tırmıklardan kaçmış başak taneleri, harman diplerinde buğday habbeleri nafaka kokusuyla manzara, manzara çerçeveleniyor..

 

Dağ-mağara, tepe ve türbe, gül-bahçe, mevlit-kandil, ocak-ateş, konu-komşu, masal ve efsane hafızamın zaptettiği görüntülerdir. Hafız’ın kaval nağmesi, İsmail Hakkı Ozan’ın sesi vadileri dolduran bir şeydi.Bursa’lı askerin hergün okuduğu hep aynı şarkı, içinde saklanbaç oynadığımız gül tarlasının köklendiği gün çok dokunmuştu bana.

Ve bir dağ biliyorum; sırtında efsanevi sarnıçlar, tepesinde bir türbe. Günün ilk ışıkları buseler kubbesini, kasabaya tebessüm eder. Güneşin rengi bir hilal çizer dağa, her yeni günün sabahında. Dağ’ın en sert kayasının koynunda bir çift pınar... Pınar, kiraz bahçelerine akar. Gül kalıntıları arasında “Gülbaran” çocukluğumda koştuğum kırlara bakar. Türküler, maniler, mayalar arkaik tınılar gibi titreşir anılarımda. Anımsadığım dizeler;

“Gülbaran’da gül açar,

Etrafa koku saçar

O yarin bakışları

Kalplere yara açar...”

o güller açmıyor şimdi.

“Bagür’ün altı dere

Ciğerim oldu yare..”

Bugünlere âtıftı sanki. İbrahim Şükrü Efendi’nin 1330’larda “Zülküfü Nebi i Zişan Hazretlerine” arzuhalini çığlık çığlığa bildiren mısraları kaç bince duyuldu bilemiyorum. 1948’lerde (ki ben daha doğmamışım) Güneli:

“Akşamdan akşama

Söyler ağlarım.

Karşıda vatanım,

Karlı dağlarım...”

diye yürek paraleyen basılmamış şiirlerinde “Gülşen bağların yerini hazan kaplayacağını” şair ferasetiyle anlamış, ölmeden bir müddet önce genç yaşta sessiz sessiz ağlayarak, “gurbette”yi yazmış.


Körfez, Şehrazat, şahdamar 1968’de ilk defa okuduğum değişik şiirlerdi. Diriliş dergisini de farklı ve derin bulmuş, Sezai Karakoç’un Erganili oluşu da ayrı bir heyecan vermişti. Evet, “Diriliş Düşünce akımı”nın üstadı şiirlerindeki tohumları, motifleri yer yer Erganiden almıştır. Yunus Peygamberin kurduğu rivayet edilen Yukarı Mezopotamya’nın sayılı yerleşim merkezlerinden biri olan Ergani, kuzeyinde görkemli görüntüsüyle “Mihrap Dağı” nın eteklerinden ovaya doğru yayılır. Zülküfül Dağı derler.Zülküfül Nebi Hazretlerinin makamı dağın güzel bir yerindedir. Her bahar o dağda türbe civarında “Makam Çiçekleri” açar. Kendine özgü bir şekli ve güzel bir kokusu olan, başka hiçbir yerde rastlanılmayan çiçek zambağı andırır. Dr. Muhtar Tevfikoğlu “Makam Çiçekleri” isimli hikayesindee bunu konu yapmıştır.

Eti Medeniyeti’nin kalıntıları Ergani’de ortaya çıkarılıyor. Eskiden dört yanı sarı güllerle çevrili, “ipek döşeli sedirlerinde Kur’an okunan” Ergani’nin Cumhuriyetten önce ve ilk yıllarında ismi Osmaniye’dir. Ve Onun ayrılmaz parçası Bagür. Bagür denilince ilk aklıma gelen toprak damlı kerpiç evler, mahalle çeşmeleri, dut bahçeleri, dibek taşları, tokaçlanan saçaklar, kürenen karlar, lok ve darlok, tezek ve gübre harmanları, nahır, üzüm bağları, yabani gül bahçeleri, geceleri adeta yere yaklaşan gökyüzü ve milyarlaraca yıldız. Kuyular, dereler, kasar geçmişin bütün izlerini taşıyan düğün giysileri, kaval, def, türkü ve kılâmlar; Türkçe’den Kürtçeye , Kürtçe’den Türkçe’ye çok rahat atlayan , ya da ikisini bir arada kullanma becerisi göstermenin kendine has çağrışımları...âmâ Hafız’ın kavalı, Hûşot, Şargê ve babamın insanı kendinden geçirecek kadar içli, dokunaklı çaldığı kavalın sesi, geceleri lacivert karanlığı delen kar taneleri, Ocakbaşı sohbetleri ve hiç unutulamayacak Ramazan ve Bayram günleri...

Benim çocuklu yıllarımda (1955-1965 yıları diyeyim) Ergani Nüfusu ancak yanılmıyorsam 7-8 bindir. Her yeni doğan aya dualar okuyan, her yeni günü mutlaka ayakta karşılayan, kimsesizlerin, hastaların, yaşlıların Hızırı o nesil gitti.. Derin bir tarihin, uzun bir zamanın figuranları, son aktörleri miydi onlar? Hastalıkalara, acılara, hüzünlere o kadar katlanan o insanlar sabrı nasıl kavramışlardı? Tabiidir ki bunda imânlarının tesiri vardır. Zanediyorum savaş ve kıtlık yılları, Kur’an Elifbası ile camiye gidenlerin tokatlanmış olduğu yıllar , 27 Mayıs ve sonrası benim de tanık olduğum hadiseler; sabrı, metaneti öğretmişti bu insanlara. Şehir çocukları polisten, köy çocukları jandarmadan hep korkarlardı. Dipçikten omuzları çürümüş insanları dinlemişlerdi onlar.

Hep Ergani ve Bagürü anlatma değil maksadım. Bu çağrışımlar “Anadolu’dan Üsküp’e”, “Vranofça’dan Çiğli’ye” yani “Bir Zamanlar Vranofça öyküsünü Ahmet Hafızoğlu ve Meydilerle ÇİĞLİ Gazetesi’nde yazmaya başlamayla tazelendi. Vranofça Öyküsü; “Bir Zamanlar Vranofça” adıyla kitaplaştı. Vranofça Makedonya’da Köprülü’nün 28 km. Batısında 1953 yılarına kadar 4100 nüfusu ile en büyük nahiyesidir.. Daha öncelere Üsküp’e bağlı bir köy. Osmanlının ilk fütûhat devrinde Balkanlara yerleşen Ahiler 1345 yılında Kantakuzen’e ; Aydın, Konya, Karaman ve Menemenden gidenlerle,, 1760-1770 yılları arsında gidenlerin birleşip yerleştikleri yer Vranofça. 1953’ten 1993 yılına kadar 40 yıl devam eden göçlerle bugün kaybolmuş, ya da enkaz halinde tarihe gömülmüş Vranofça. Görkemli doğal bir güzelliğe sahip Vranofça’nın mutlu yılları yanında, Sırp ve Bulgar işgalleriyle de sarsılmış, kıyılmış ve günümüzde İzmir’in Karşıyaka, Çiğli ilçeleri ağırlıkta olmak üzere değişik yerlere serpilmiş 1502 aile..


İzmir’in Mağribinde güneş denizle buluşurken Çiğli’den bir mânâ taşırma, Vranofça’dan ses getirme; ıstırap ve hasret çekenlerin, hüzünlü olanların, şiiri analayan duyarlıkların anlayabilecekleri bir haldir. Ve O dağ dedim. Aslında Zülküfül Dağı bir semboldür. Bu dağ çağrıları, dağ özlemleri,; Tur-i Sinâ’daki esinti, Hirâ’daki Medeniyet Kozasıdır.

Ergani de Benliğimin içindeki şehir. İlk aşkım, ilk rüyam..Kalbimde hep bir yangın gibi duran, hangi yana baksam hülyasından kurtulamadığım, severken ayrı durduğum, sürgün edilmiş yaralı ceylan gibi dayanılmaz sızı ve için için buruk acısı bende biteviye devinen sanki kaybolmuş bir şehir. Ana kucağı, baba ocağı, eski anılar şehri.

 

Naci GÜMÜŞ

Son Güncelleme (Pazar, 19 Mart 2017 18:21)

 

Our valuable member Naci GÜMÜŞ has been with us since Pazar, 27 Haziran 2010.

Show Other Articles Of This Author

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler