Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
HAFTANIN VİDEOSU


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün370
mod_vvisit_counterDün292
mod_vvisit_counterToplam679555
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 102 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon AZİZE GÜRSES

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Azize Gürses, Celâl Güzelses toprağında, buram buram Selçuklu kokan Diyarbakır’ımızın Ergani’sine boy atmış. Diyarbakır, Diyarbakır… dolmuşçuların, "Dağkapi! Tekkapi! Saraykapı! Urfakapi! Mardin kapı!.." bağırışlarıyla yolcu çağırmaları, Melik Ahmet’ten surların içlerine doğru bir uzun hava gibi güvercinlerin kanat çırpışının, tabanca seslerinin birbirine karıştığı yiğitlik, Türklük ve dahası Azeri havasının estiği rüzgârlarla esrük eder insanı.

Şimdilerde artık güçlü ressamlarımızdan, kendisini Ziya Gökâlp’in torunu olarak kabul eden Mehmet Başbuğ’u henüz ortaokul öğrencisi iken tanıdığım yıllar.. kaşla göz arasında kayalara, köşelere destanı çizgiler attığı o yıllar yıllar ortaokullu bir körpe genç... benim farkında olmadan “ kapılar kapılar çar çur edilmiş.. ”dizelerimden habersiz; Mehmet’in dilinde kapılar nakarattı

"Diyarbakır dört kapı,
gel bah o yâr ne yapi?
o yar meni görende"
başka küçeye sapı…

"beni o havalar mahvetti…" diyen şairi hatırlarsınız. rahatlık, kendini uçsuz bucaksız kırlara veya mavi hayallere teslim etmek. karşılaştığımızda azize bu rahatlık içerisinde,biraz kınalamış parmaklarını, ellerini...

yine, muzipliği üzerinde bir bir adam: m. Yılmaz Uluğtekin ağabey o gün biraz daha şair ve bizleri tanıştırmada Ankara radyosu ev sahibidir. Yola çıkmadan yanımızda Kerkük ağzıyla söylenmiş kasetlerimiz olsa arzumuz, bizlere bir yerde yazı da çıkaracakmış.. Azize ile kısa sohbetimizden notlar size:

bu Türkmen kızı, kimya mühendisi değil de çapadan evine yeni dönmüş Anadolu kızının ürkekliğinde. belikli diyeceğim, belki bir Kerkük türküsünce sevdalı yürekte, hüzün, toprakları sıyrılmış tohumda ümit sanatı için.

Azize’yi, annesinin "Azeri deyişleri" türkü söylemeye yöneltmiş. Ziya Gökâlp lisesi öğrencisi iken öğretmenleri de teşvik etmiş; kadife rengi, güzel, coşkulu sesini fark ettiklerimde. en mühimi şark bülbülü Celal Güzelses ailesiyle iç içelikleri olmuş ailelerinin.

- Soyadım Gürses. takma değil; atadan gelen bir ad. babamızın da dedemizin de öyledir... dedem, özellikle Celal Güzelses’le hep beraber olmuş. yine beraberiz ailesiyle rahmetlinin. Ankara’ya geldikten sonra iki defa program yaptım radyoda Güzelses için.

-daha sonra TV’de "bizim sazımız bizim sözümüz" programında yâd ettik" diyor, soyadı ile merakımızı sorduğumuzda azize. sanatçının türkü coğrafyası Diyarbakır, Şanlıurfa’dan Kerkük’e, Baku’ye… coğrafyamızın ötelerine açılmış. Ege türkülerimizi en güzel yorumlayanlardan birisi yine.

Kerküklü büyük usta kuzeçioğlu’yu, Azerbaycan’dan Hanlarova ve diğerlerini tanımaya çalışmış. memleketimin büyük değeri Mehmet Özbek’ten yararlanma şansı olmuş Azize’nin. Türkülerimizi elden geldiğince arşivlemiş. arşiv konusu – ne yazık ki – yürekler acısıdır bizde. toprağımızın kokusu, sesi, rengi, çizgileridir türkülerimiz. bunlar yapılmadan genç kuşakların köklerimize ulaşması bölük pörçük olmaktan öteye gitmez. azize, Ankara günleriyle duyuş ve kavrayışta geniş, değişik bir ufku yakalayabilmiştir. –meğer toprağımızı bilmemişiz… çekimler dolayısıyla Diyarbakır’a, Şanlıurfa’ya veya İzmir’e, Karadeniz’e gittiğimizde anladım. Urfa’da, "sıra geceleri" programı içindi. yöre sanatçıları, esnaftan insanlar bir anda kaynaştık. orada çok güzel bir sıra gecesi yapıldı. herhalde Urfa’ya mahsus müthiş bir şey… hani kimi çevirseniz o güzellikte çığırıyor. bunu programda da belirttik, ki doğuştan gelen bir kültür; öyle doğmuşlar âdeta. doğumdan ölüme kadar çığırma, müzik orada.

"izninizle" deyip belirttik bir durumu. Şanlıurfa kültüründeki "sıla gecesi"nin bilinen, yaygın adı; "sıra gecesi"dir. yine "urfa divanı" olarak bilinen havanın bir başka adı "urfa Cezayir”dir. şahsi zannım o ki, Osmanlı günlerinden kalmadır bu ad. yola koyulma, ayrılık, hüzün, coşku, kahramanlık halini mızrap tele vurdukça yüreğimizde yaşar mekânımızı yitiririz bir an.

arşiv bahsi açıldığında sanatçımıza müziğimizdeki –zorlamayla – farklı adlandırılışı sorduk. Özbek bey, "Türk sanat müziği, halk müziği" ayrımını yapma buluyor, "farklı şeyler değildir" diyor. (biraz da ideoloji ve yabancılaşma koktuğunu düşünüyorum.) sanat, halk ayrımına (!) katılıyor musunuz? diye sorduğumuzda Gürses, genel dertlerin içerisinde bir noktanın yakasına sarılıyor:

- devletimiz bu olaya maalesef ağırlıklı eğilmemiş. radyomuzda öyle bağırmışlar hep. Türk müziği bir bütündür. Tsm, Thm ayrımı bir şanssızlıktır. sayın Özbek konunun uzmanıdır. Ve görüşleri doğrudur.

- oyunlarımıza bakın. TV’de bir şey fark ettirilmeye çalışıldı Özbek’in önceki programlarında oyunlarımızda, türkülü türküsüz oyunlarımızda güneydoğu, Karadeniz, Ege ve ötekilerden parçalar alınıp bütünleştirildi farklı gibi gelen hareket ve ezgilere rağmen nasıl bir bütün oluşturuyordu. bizim urfa’da, Diyarbakır, Kerkük’te klasik musiki tabanda yaşıyor. kasidesi, ilahisi, ağıtı, destanı… çalgıların hemen her türüyle çalınıp söylenmiyor mu? önümüze gelen thm eserlerini okuyoruz, ki sanat müziği formlarını aratmayacak derecede sanat değeri taşıyor. zaten tsm sanatçıları da bizden halk müziği parçaları istiyor programlarında sunmak üzere. biz sanatçılar olarak da ayrılmaz bir bütünüz.

azize ifadelerinde ne kadar haklı. Tsm sanatçıları da hani neredeyse gelenekleşmiş bir tutumla, hareketli bir türkü ile bitirmiyorlar mı programlarını?

Macar hocalar, yedi yıldır Türk halk müziğini araştırıyorlar...

"ay’lı gecem.. sensizlik yokluk;
alıcı kuşlara bela gözlerin.
can tükensin; koy ver çatlasın toprak.
kahır gülden ırağa.
dün’ler, gün’den ırağa.
tek senet gülüşündür,
donmuş yürekler buharı
buyruğun cana pusattır…"

öyle demiştik, boz bulanık çağımızda: "çığırtmacı çığırtmacı, yüklen ıstırapları/kelimelerin çalınmış…"küçük bir kâğıt parçasına coğrafyamızı zannedip, öğrencilere öyle tanıtan öğretmen ne zavallıdır. yaşamadan çığıran, söyleyen sanatçı da öyle. “türkülerimizin yaşadığı yöreleri gezmek, o insanlarla birlikte yaşamayı ne isterdim, dedi azize. öyle bir imkânım olsa sevinirim. elbette yaşayarak hissetmek… kültürümüzü evvela bizim tanımamız lâzımdır. bizim iki Macar hocamız vardı. Çukurova üniversitesi’ndeler şimdi. yedi yıldır thm araştırmaları yapıyorlar. bir sözlerine şahit oldum:
"bana bir çadır verin, bir kuru ekmeğim olsun bir tas çorbam, bir çarığım olsun… benim bu gayeye bir hizmetim olsun. Türk halk müziğini araştırmak için katlanmayacağım bir fedakârlık yoktur" demişti. çok duygulandım, içlendim. vaziyet karşısında insan üzüntüye kapılıyor…"

Thm ve sözlü kültürümüzün yaşantımızda yer bulması için şahsi çabaların yetmeyeceği inancındaki a. Gürses, ODTÜ’nün yaptığı bir çalışmayı anlatıyor. bu üniversitemiz yörelerimizi ayrı ayrı işleyerek, inceleyerek yöre çalgılarını, kıyafetlerini, ezgileri cilt cilt yayınlamış. sanat insanın bilgisinden, istifadesinden öteye gitmemiş. insan ümit vardır en zor şartlarda. azize de öyle. "yeni gençler araştırma heveslisi. üniversite gençliği bu konuya da yönlendirilmeli" temennisini ekliyor. bir yandan çaylarımız daha fazla soğumasın diye yudumluyoruz bu müzikli sohbette.

"kitabın kapalı durması günahtır" inancımızı, geçmişin diri çağlarında yaşantımızda yer bulan her varlığımız için anlamış ve hele konar göçer durumumuzla yerleşik duruma geçmemizin arasında uzamalar, kopukluklar olması bile kültürümüzü nesilden nesile aktarmayı engellememiş aksine daha derinleştirmiş, yaygınlaştırmış oysa. genç kuşağın elinden tutulması şarttır. kalanı kurtarmak hiç değilse.

"biliyorsunuz teknik ilerliyor, diyor sanatçı. teknik ilerledikçe maalesef kültürümüz biraz daha kayboluyor. kültürümüzün ortaya çıkması elimizde. fakat teknik bunu kösteklesin değil desteklesin istiyoruz. çok geç kalındı. yine yıllarca başka bir enstrümanımız yokmuş gibi türkülerimiz beş on sazla icra edildi. oysa bizim öz musikimize ait pek çok “çalgı” vardır. Ankara’da bir devlet konservatuarı yoktur. Amerikalısı, Japon’u gidip araştırıyor. kültürümüzün evvelini orta Asya’da bulabiliriz. geçirdiği safhalar bakımından da ilginç olacaktır bu tespit…"

Hızırbek Gayrettulah bey’in, "Altaylarda kanlı günler" kitabı, araştırma – hatırat türünün güzel örneklerindendir. şu an piyasada yok sanıyorum. Kazakistan’ın başşehri alma–ata’da bir "müzik evi"ne girer Gayretullah; esaret günleridir. yüzlerce Türk estronomanını gördüğünü, bazılarının resmini, fotoğrafını da koyarak anlatır kitabında... türkülerimiz: dilimizin, yüreğimizin en diri çağlayanıdır. bu varlıkta, sevgide herkes payına düşeni yapmalıdır. saz çaldığı için okuluyla ilişkileri kesilen "eğitim enstitülerinin müzik bölümü öğrencileri de" bıraksın küskünlüğü. muzip müzikçinin aptallık devriydi o yıllar. daha gecikmeden. her karışı türkülerle, destanlarla yoğrulan Saraybosna’nın batısından alma ata’lara, Japon sahillerine uzanan uçsuz bucaksız kültür coğrafyamızın yıldızları gençler. Hanlarova’lar, dünya gözünde görmek isterim; Kerküklü Ekrem Tuzlu’lar.. (yaşıyor, yaşatıyorlarsa inşallah ) ve, azize’ler… Türk asrı; türkülerimizin, müziğimizin de asrı olmadıkça kaf dağının ardında acısını hatırdan kovarak, devletiyle, üniversiteleriyle…
sahiplenmek; " anamın ak südü türkülerimize..."

Azize, bir gün kültürümüzün, türkülerimizin en ilk köklerine gitmek hasretini, imkânsızlığını hatırlayıp boyun bükerek ifade etmişti. şimdi mümkün mümkün… bir temenniyle bitirmek istiyorum yazımızı: "haydi Azize. Azizelere sesleniyorum. binlerce yıl evvelini yaşamak nasıl mümkün olurmuş? binlerce yıl sonrasında dirilmek karşımızda. Baku’nün, Taşkent’in, Almaata’nın, Tuna kıyılarının yolları mendil sallıyor. hasretimizi dindirin. şimdi kendisi de "gurbetli" olmuş bendenizden de selâmlar götürün kardeş illerin kardaş insanlarına, türkülerimize…

 

Kaynak: http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=azize%20g%C3%BCrses

Son Güncelleme (Cuma, 10 Haziran 2011 20:23)

 

Our valuable member Administrator has been with us since Pazar, 20 Haziran 2010.

Show Other Articles Of This Author

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler