Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün15
mod_vvisit_counterDün378
mod_vvisit_counterToplam734121
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 65 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon Nimetlerin Şahı: EKMEK/NAN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Müslüm Üzülmez

 

Ekmek/Nan, nimetlerin şahıdır.

Ekmek/Nan, insanlar için en hayati besindir.

Ekmek/Nan, doğanın insanlara bahşettiği rızkın en güzelidir.

Ekmek/Nan, bütün toplumlarda ve inançlarda mübarektir; evrensel kutsal değerdir.

Eskiden ekmek ve yemeklerimiz kışın aralık denilen evin iç bölümünde bulunan kara ocakta pişirilirdi. Köylerde ve bazı evlerde halen de pişirilmektedir. Yazları da evimizin önünde kozik dediğimiz yığma taşlardan veya kerpiçten etrafı çevrili alan içinde bulunan ocakta sacda pişirilirdi. En çok yediğimiz ekmek olduğundan, Anam her daim bizlere ocakta mayalı ekşili sac ekmeği, mayasız fetir/yufka ekmek ve fetirin biraz daha kalıncası olan mayasız taplama ekmek pişirirdi. Ama sacda pişirilmiş ekşili ekmek her zaman sofranın baş tacıydı. Ekmek olmasa doymazdık... Yemek yerken de konuşmazdık, sadece yerdik. Konuşmak günahtı. Konuşunca aç kalınırdı. Anam soğuk kış gecelerinde her zaman “Allah kimseyi aç ve açıkta bırakmasın” dileğinde hep bulunurdu.

Abdullah dedem çiftçiydi, buğday ekerdi. Buğday tarlaları orak veya tırpanla biçildikten sonra kendisi tarlayı gezer, toprağa düşmüş buğday başaklarını tek tek elleriyle toplardı. Sonra da maddi durumu iyi olmayan kapı komşuya haber verir, onlarda gelip başak ederlerdi, yani hasat sonrası kalanları toplarlardı. Dedem cimri veya mala mülke değer veren biri değildi. Az yerdi, temiz yerdi. Azla yetinen biriydi. O’nun buğday başaklarının bir tekinin dahi tarlada kalmamasını istemesi ekmeğe olan saygısındandı. Faho dedem ise, yerde, sokakta, kapı önlerinde yerde bir parça ekmek gördüğünde hemen ekmeği yerden alıp öperek anlına değdirip sonra da bir duvar üstüne veya müsait bir yere bırakırdı. Bir keresinde sofrada somun ekmeğin içini çıkartıp sofra bezine bıraktığımda, bıraktığım ekmek içini alarak; “Sizler hiç açlık çekmediğiniz, kıtlık görmediniz, ekmeksiz kalmadığınız. Bu nedenle, böyle ekmeğin içini çıkartıp sofra bezine atıyorsunuz. Yapmayın. Günahtır, yazıktır” dedikten sonra benim sofra bezine bıraktığım ekmek içini alıp yediğini çok iyi hatırlıyorum. Dedelerim ekmeği hep başüstünde tutarlardı. Çünkü ekmek her dönemde ve her toplumda her daim nimetlerin şahı kabul edilmiş, mübarek olarak görülmüştür. Ekmek, kutsaldır. Ekmeğe saygısızlık günahtır, hiçbir toplum ekmeğe saygısızlığı hoş karşılanmaz: Ekmek çarpar.

Urfalı Mateos Vakayi-Nâmesi’nde ilginç bir olayı anlatır:

“553 (23 Şubat 1104-21 Şubat 1105) tarihinde Urfa kontu Baudoin ile Josselin, askerlerini alıp Haran denilen şehrin üzerine yürüdüler. Onlar, Antakya’ya haber gönderip büyük Frank kontu Boemond’u ve Tancrède’yi yardıma çağırdılar. Onlar, bütün Ermeni askerlerini de alıp muazzam bir ordu teşkil ettiler. Sonra Haran’a gelip bu şehri sıkı bir muhasara altına aldılar ve şiddetli bir açlık sıkıntısına maruz bıraktılar. Franklardan biri (Bizanslılardan biri demek isteniyor.-M. Üzülmez), Allahın hoşuna gitmeyen bir iş yaptı. Bu, bir ekmeği yarıp içine kendi pisliğini koydu ve bunu şehrin kapısının önüne bıraktı. Açlık felâketi içinde bulunan halk, ekmeği görünce üzerine atıldı. Onlardan biri, ekmeği yemek için açtığı vakit içindeki pisliği görüp tiksindi ve götürüp diğer adamlara gösterdi. Bunu gören akıllı adamlar: ‘Allah, bu büyük günahı asla affetmeyecektir. O, onlara zafer bahşetmeyecektir, çünkü onlar ekmeğe karşı bu günahı işlediler. Yeryüzünde böyle bir günah görülmemiştir’ dediler” diye yazar ve tarihe ahlakî bir not düşer. (s.223)

Benzer bir olay için Çermik-Çüngüş'teki Gelincik Dağı'nı örnek verebilirim. Derler ki, vakti zamanında Gelincik Dağı’ndan geçen bir gelin alayında bir çocuk altını pisletir, annesi densizlik yapıp yufka ekmekle çocuğun altını temizler. Gelin alayının tümü bu sebeple tümden taşlaşır. Bu rivayet taş kültüne iyi bir örnektir. Gelincik Dağı’ndaki mevcut sarkıt ve dikitler, varolan dizili kayalar gelin alayına benzetilmektedir.Nimetlerin şahı ekmeğe, dahası kutsal değerlere aykırı hareket edilmesi durumunda cezalandırılmaya örnek olarak gösterilmektedir/anlatılmaktadır.

 

***

 

Ekmeğin anavatanı Mezopotamya’dır.

Buğday ilk ekiminin yapıldığı, buğdaydan ilk unun yapıldığı ve undan da ilk ekmeğin pişirildiği mekânlardan biri de Hilar Çayönü’dür/Qotéberçem’dir. (Ergani-Diyarbakır)

 

 

İnsanlar çok çok önceleri sadece avcılık ve toplayıcılıkla karınlarını doyurmaya çalışırlardı. Sürekli hareket halindeydiler. Hep yer değiştirirlerdi. Göçebe yaşarlardı. Çok çok uzun deneyimlerinin bir sonucu olarak ya da etkisiyle hayvanları ehlîleştirmeyi/evcileştirmeyi başardı. Tarımı öğrendi. Bunları yaparken aynı zamanda yerleşik düzene geçti. Köyler, kentler kurulmaya başlandı.

Yerleşik düzene geçme ve tarımı öğrenme sürecinde ilk yaptıkları şey buğday, arpa, darı, mısır gibi tahılları ekme ve biçme işine girişmiş olmalardır.

 

 

Buğday, arpa, darı ve mısırın ekilip-biçilmesi ve köylerin kurulmasıyla ikinci bir aşamaya geçildi. Tahılların saklanması, el değirmenleriyle öğütülerek un haline getirilmesi, una su ve maya katarak hamur yapılması, hamurun ateşte/ocakta pişirilmesi gerçekleştirildi.

Bu süreç, insanoğlunu dünya tarihinde en önemli besin kaynağını oluşturacak olan ekmeğin icadına götürdü. Bu icat sayesinde insanlar artık eskiye oranla, hem daha rahat beslendi, hem de daha çok karınları doydu.

Şimdi gelişen teknoloji sayesinde buğday artık tarlada makineler tarafından ekilip biçiliyor, fabrika ve değirmenlerde buğday un haline getiriliyor ve un, fırın ve fabrikalarda çeşit çeşit ekmek olarak pişirilip bakkallarda, ekmek bayilerinde, marketlerde satılıyor.

 

1950 ve 1960’lı yıllarda, benim çocukluk döneminde, sanayi toplumu olmadığımız için fırın sayısı ve fırından ekmek alanların sayısı çok sınırlıydı. Genelde evlerde saç üzerinde ya da tandırda ekmek pişirilirdi. Nenelerim ve Anam leğende una su ve maya katıp hamuru güzelce yoğururlardı ve sonra da üzerini temiz bir bezle sarar sarmalardılar. Bir müddet sonra da mucizevî bir şekilde leğendeki hamur şişip kabarırdı. Bu mayalanmadan/ekşimeden sonra ocakta saç üzerinde ekşili ekmek pişirilirdi. Çok seyrek çarşı fırınına ekmek pişirmeye hamur götürülürdü. Bayramlarda ve Ramazan ayında bazen çörek hamuru yoğrulurdu. Sonra hamur leğeni sırtımıza verilerek fırının yolu biz çocuklara gözükürdü, ahlaya oflaya fırının yolunu tutardık. Bazen de evde un bittiğinde çarşıdan açık ekmek (pide) alırdık. Somun ekmeği sanayi toplumunun ekmeği olduğu için kasabalıların, köylülerin, çiftçilerin veya göçebelerin sofrasında işi olmazdı. Ancak çok sonraları soframıza konuk oldu. Ama Erganimaden Bakır İşletmesi’nde çalışanlara işletme tarafından tayın denilen somun ekmeği verilirdi.

 

Dönem değişti. Sanayi toplumuna geçiş ve toplumsal gelişmenin bir sonucu olarak ekmek dâhil her şey ticarî bir nitelik kazandı. Ama bence EMEK ve EKMEK başta olmak üzere bazı değerleri korumakta yarar var. Çünkü nitelikli değerler yok olduğunda, oluşan boşluğu niteliksiz değerler doldurur. Bu bakış açısıyla ekmek fiyatlarının artışı ilgili görsel ve yazılı basında yapılan tartışmaları izleyince; biraz tarih, biraz da anılarımı anlatarak ekmeğin yaşamımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu vurgulamak istedim.

Ekmek her şeydir. Ekmek yoksa ne özgürlük, ne saygınlık ve ne de onur olur.

Ekmek kavgasının özgürlük ve onur kavgası olduğunu unutmayalım!..

 

Ekmekle ilgili yazıma burada noktalarken, 1992 yılında yazdığım bir şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Buğday Başağı

 

güzeldir, berekettir, nimettir

buğday başağı...

 

hafiften bir yel esmeye görsün

sallanır

bir o yana bir bu yana.

sonra

altın renkli başak telleriyle

başlar

kelebek, kuş ve böceklerle

doğanın en güzel türküsünü söylemeye.

baharda yeşilliğinin

güzün altın sarısı saçlarının

doyumsuz bir güzelliği

güzelliğinin bir hüznü vardır.

 

zahmettir

demet demet deste deste

kızgın güneş altında toplanışı.

ben de orak salladım

döven dövdüm

ve veso ana tarlasında

güneşte de kavruldum

ama

o zaman bilincinde değildim

şimdi saygı duyuyorum

toprağa tohum atanlara

buğday başağı toplayanlara

alın teri dökenlere

ekmek kavgası verenlere.

çünkü

namusun en büyük kavgasıdır

EKMEK KAVGASI.

 

 

Web: http://www.uzulmez.info/muslum

e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Son Güncelleme (Salı, 07 Aralık 2010 19:23)

 

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler