Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
HAFTANIN VİDEOSU


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün93
mod_vvisit_counterDün989
mod_vvisit_counterToplam661130
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 86 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon ŞİİR KARTALI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

 [Sezai Karakoç Sempozyumu’nun ardından]

 

ŞİİR KARTALI

 

ÖMER ERDEM

 

Ergani Ovası’nı kuşbakışı gören Zülküfül Makamı’nın hemen yanındayım. Her biri arkaik birer insan izlenimi uyandıran kayalıkların üstünden vadinin sonsuzluğuna bakıyorum.

Renkler, sarı, yeşil, soluk mavi, rüzgar uçuğu kahverengisi ve yalnızlık çalımı koyu gri. Şiir, şairin şiiri, hatıraları, bazen bir fısıltı, bazen bir ceylan gülümseyişi, bazen bir aslan kükreyişi, bazen bir göl suskunluğu bazen bir rüzgar çarpışı, bazen uzaktan yaklaşan bir bulut fakat her daim o ve o. Elbette varlık, zaman, mekan, eşya ve bunların arasındakiler tek başlarına yalınlığın büyük sükutu içindedirler. Onlardaki, canlı akışı, ulu sesi, şair bize armağan etmektedir. İşte şurada, yüzlerce yıldır sessizce yatan ama insanoğluna bilmediği bir lisanla konuşan yatır da, şu yıkılmış, köhnemiş viraneleşmiş yapılar da, şu yaralı ağaçlar, şu uçsuz bucaksız dağlar da aynı kaderin hükmü altındadır ve dil, o dilin sahibi şair kalkıp gelmedikçe ebediyen yalnızlaşacaktırlar… İnsan da, eski ve yeni şehir de… İdeal ve inanç da…

Bunları düşünür ve ovanın ortasında kara gri bir kıpırdanışla yaşayan şehre bakarken kartallar geçiyor aklımdan. Kartallar, nesilleri bozulmasın diye, yumurtalarından sadece birini saklarlar ve geri kalanını kayalıklardan aşağıya bırakırlarmış. Acaba diyorum içimden, kayalıklardan yumurtasını yuvarlayan bir kartal gözü, bir kartal aklı kim bilir hangi büyük trajediyi de taşıyordur kanatlarında. Ve, Sezai Karakoç zihninin yoğrulup oluşmasında bu çetin ve yalçın kayalıkların etkisi olmuş mudur? Ki, onun satır aralarında, hayatında, şiir dokularında bu izleri bulmak hiç de zor değildir.

Yeniden Ergani’de

Sabah erken saatte, Can Bahadır Yüce ve Ali Çolak ile birlikte, İstanbul’dan uçağa binerken hafif bir ürperme vardı içimde. Bir bulanık, bir düz ışık, bir gökkuşağı, bir kaplumbağa ıslığı. Yaklaşık on yıl önce ve kısa süreliğine uğramıştım Ergani’ye. Ama gördüğüm şehir, Sezai Karakoç’un anılarında anlattığı, zaman zaman özel konuşmalarında çizgilerini aktardığı, şiirlerine yansıttığı kadar geniş ve alımlı değildi. Yaşlı bir kadının yitik yoksulluğunu hatırlatıyordu. Türkiye’ye musallat olmuş çaresiz karmaşa ve yıkılmışlık, sokaklarına ve insanların yüzlerine yansımıştı. Bana en çok dokunan, Ergani tren istasyonu olmuştu. Orada bir çocuk hayal etmiştim, ergenliğini çocukluğunda yaşamış bir çocuk. Çıkacağı ve belki de bir daha geri dönmeyeceği yolculuğun bilgisiyle alın çizgileri derinleşmiş, yüzünde şarkın bütün yükü… Kaşları yukarıda. Ellerine bakmakta. Ve ellerinin bir hayli bilgili olduğunu kavramakta.

Diyarbakır Havaalanı’nda Kemal Varol karşıladı bizi. Tanpınar’ın idealize ettiği bilgili öğretmen, öğrencilerin gözünde edebiyatı hayatın bütün gözeneklerine yayıyor. Uzun yıllardır taşrada böylesine heyecanlı ve aşkla dolu bir öğretmen görmemiştim. Ve düzenlenen sempozyumda onun büyük emeği var. Bunu daha yakından yaşadık ve gördük. Ergani Kaymakamı Enver Ünlü ise başka bir kanadı olmuş sempozyumun, bu çok önemli girişimi sahiplenerek, yönlendirerek.

Sempozyumun genel havasından ve yapılan konuşmalardan bahsetmeyeceğim. Ergani’nin tam ortasına asılan bez afiş daha çarpıcı geldi bana kimi konuşmalardan. Bir yerden kök verip baş uzatmış, hiç oradan gitmemiş ama köşeden olup biteni bütün kalbiyle yaşamış bir vicdanın, bir aidiyetin en mütevazı şekilde meydana çıkışı; meydan ortaya çıktığında.

Ve biz bir yolunu bulup, gölgeliklerinde hayat aradık şiirden ve düşünce köklerinden parça parça mırıldanmalarla. Gül kokladık Gül Muştusu’ndan izler içinde. İnsanlarıyla söyleştik. Sorular sorduk, gönendik onların cümlelerine sığınmış insanlık kozalarından çıkmaya hazırlanan kelebeklerle. Zülküfül Dağı’na tırmanırken, dönüp arkamıza bakarken, yanımızı yöremizi yoklarken, Ruhun Dirilişi’nden, Tahanın Kitabı’ndan hep birlikte o büyük eserin çemberinde hissettik kendimizi. Biraz baba gölgesi, biraz anne şefkati biraz Hızır silueti...

Bizim yaşadığımız zaman, çarpışmayan ve birbirine kardeşçe ayna olan bir zamandı. Köylerine dönen öğrencileri sevgi ve heyecanla yoldan alırken, kendimizi bu yüzden bulmuştuk. Ama biliyorduk, görünenin altında derin ve kabuk bağlamış bir fay çizgisi de tek gözü açık uyukluyordu. Ve biz ona bunu bildiğimizi en nazik cümlelerle ifade ettik.

Saygın hatırası, gül yaprağı gibi

Sezai Karakoç vaktiyle bir yazısında Necip Fazıl Kısakürek için ‘göklerin çektiği kartal’ demişti. Ve burada, Diyarbakır’da, Ergani’de Sezai Karakoç toprağını, coğrafyasını bekleyen ve onu kollayan bir kartal. Yatılı bölge okulunun yüksek tavanı altında, Sezai Karakoç’un eser gücü yanında saygın hatırası, bir gül yaprağı gibi konuşuyordu herkesin yüzünde. Sezai Karakoç fiilen orada değildi, ama içeride ve dışarıda hiçbir şey ondan koparılamamıştı. Ne gök çizgisinde, ne dut gölgesinde, ne kuş uçuşunda, ne esmerlikte, ne susuz sarnıçta, ne yatır basamağında, ne iğdelerin gümüşlenişinde…  (ZAMAN KİTAPEKİ-Sayı:29)

 
Author of this article: ÖMER ERDEM

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler