Erganili Köşe Yazarlarımız
Naci GÜMÜŞ
Naci GÜMÜŞ
Müslüm ÜZÜLMEZ
Müslüm ÜZÜLMEZ
Eyyüp ARAS
Eyyüp ARAS
Osman Aközel
Osman Aközel
İlkay Yılmaz
İlkay Yılmaz
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün410
mod_vvisit_counterDün378
mod_vvisit_counterToplam720103
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 47 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon HATIRALARIN ÖTESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 

Hatıraların ötesinde

Bir dağ biliyorum sırtında efsanevi sarnıçlar

Tepesinde bir türbe

Günün ilk ışıkları buseler kubbesini

Dağa bir hilal çizer

Kasabaya selam eder


Kaybolmuş hatıraların eskimiş albümünde

Toprak damlı kerpiç evler ve dut ağaçları

Zerdali sarısına nar rengi karışmış

Dere dere parsellenmiş bir tablo darmadağın

Acının kederin fukara elbisesiyle gezindiği

Biçilmiş ekin tarlaları seriliyor önüme

Tırmıklardan kaçmış başak taneleri

Harman diplerinde buğday habbeleri

Nafaka kokusuyla manzara manzara

Çerçeveleniyor anılarımda...


Dağ mağara tepe ve türbe

Gül bahçe, mevlid ve kandil

Ocak ve ateş, masal ve efsane

Hâf’ızın kavalı

İsmail Hakkı Ozan’ın sesi

Bursalı askerin her gün okuduğu hep aynı şarkı

Köklenen gül tarlalarının inşirahı

Bir hüzün bir buruk gibi

Geçmişle gelecek arasında düşüyor bir zaman boşluğuna

Beynim bozbulanık bir nehir sanki.


Türküler maniler

Akostik armonisiyle arkaik bir tını

Gül kalıntıları betonarme binalar altında

Pekmezli tahin, karlı pekmez

Gül şurubu yayık ayranı biyan şerbeti

Şimdi sadece buruk bir hayal, tatlı bir anı...

Naci GÜMÜŞ

Son Güncelleme (Pazar, 04 Ekim 2015 02:11)

 

PostHeaderIcon KALEMİN UCU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

"Gerçeği söylemek değil, anlatmak güçtür." (Cenap Şahabettin)

Ruhumda bir devinim var, duyguların her rengi, düşüncelerin her tonu içimde dans ediyor. Açığa çıkarmak istiyorum, yansıtamıyorum. Cümlelerim sanki tutsak. Buruk bir tat, hüzün dolu bir dalga çarpıyor bazen. Belki de aradığım kelimeleri bulamamanın sancısıdır. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırmış. Doğru söz sahibini dokuz köyden kovarmış. Söz ola kese savaşı, Söz ola bitire başı/Söz ola ağulu aşı/Bal ile yağ ede bir söz… Demiş ya koca Yunus. Onun için içimde barınan, iç dünyamda korunan duygu ve düşünceleri lâtif cümlelerle söylemek istiyorum ki ekmek kadar leziz, su kadar aziz, gün kadar aydınlık olsun. Ziya olsun, ziyan olmasın.

Öyle cümleler kurmaylım ki çileye, azaba, hüzne özleme bir çare olsun. Son söz kadar riyasız olsun, muhatabıyla rezonansa geçsin. Benim ve okuyucunun gönlüne ferahlık, düşüncelerine berraklık getirsin. Her yazarın bu hassasiyeti göstermesi gerekmez mi? Toplumun huzur ve mutluluğunu bozan bazı hadislerde bu ince noktaları bilmeyen yazarların, yayıncıların payı yok mu? Her yazdıklarını vicdan, izan terazisiyle mi ölçüyorlar. Yoksa yazarlığı bu kadar kolay, ucuz mu zannediyorlar? Tahrik, abartı, kin, garez, tarafgirlik, yalan v.b. unsurları taşıyan ifadeleri kullanmak ciddi ahlâki bir sorun değil midir? Ya da ben aşırı duyarlık gösteriyorum.

Yazarı, yazmayı ve edebi metinleri çok mühimsiyorum. Hassasiyetim bundan da olabilir.   Goethe yazmayı sorunlarla, buhranlarla arasına bir mesafe koymak için yaptığını ifade eder. Acı çeken yazmakla acılarını dindirir derler. Fakat yazmak acı da çektirir, bu yönünü bilmek lazım. Şu satırlarla içimdeki hareketi bastırdım, duygu ve düşüncelerimi geçici olarak uyuttum gibi. Fikir yürütmeye devam ediyorum ama. Yazmalı mı, yazmamalı mı?  Yazacaklarım beni şaşırtacaksa, içimdeki cevelan pozitif bir dalga yayacaksa, hüzünler azalıp tebessümler çoğalacaksa, yeni yeni keşiflere sebep olacaksa niye yazmayayım. Pekiyi yazdıklarım okunmayacaksa, okunursa hiçbir tesiri olmayacaksa, kanaat ve gözlemin bu yönde ise yazmamalıyım mı? Sorular sizin, cevaplar benim olsun.  Neme lazım, temkinli olmalıyım. Kırk senenin hesabını da kalemim versin.

Ruhumda tepinen gerçekler, beynimde sabık düşünceler, gönlümde yeni, yepyeni, yesyeni duygular, anlatayım mı? Kendimden çıkabilsem,  o aklı bulabilsem,  hikmet’e vakıf olsam tamam ama anlatmak o kadar zor ki…  Altında kalmak ta o kadar kolay.

Kılca gam bend-i zebân erbâb-ı dile

Feholunmaz mı fem-i hâmedeki mûlardan.

Beytinde ne diyor Sâib; “kıl kadar küçük fakat ızdırap verici bir olay bile hassas olan gönül erbabını hemen ye’se düşürür. Bunu anlamak için yazdığın kalemin ucuna dikkat et, gözle görülmeyecek kadar küçük bir tüy kalemi yazmaz hale getirir.”

Kalem tecrübemle anladım ki bütün arzular, zamanı gelince gerçekleşir. Biz zamanın imkânlarını değerlendirsek bile dünya işleri kader programına gör cereyan eder. Dili dil yapan cümleler söz ustasından, kalem erbabından sudur ederse tüm zamanlara öncülük eder. Bu itibarla edebi metinler hayatın fihristesi gibidir. Yüzyıllardır okuna gelir, yüzyıllar okuna gider. Kalem kılıçtan keskindir demişler. Ben de diyorum ki kalem düşüncenin dili, gönüllerin sebilidir. İçimdekini kalemin ucuna akıtabilsem ne olabileceğini hissediyorum.

Bu metni kendime yazdım, kalem erbaplarına fısıldadım, umuma yaydım. Düşüncelerimi dinlenmede, duygularımı uykuda bıraktım. Vakti gelince kendiliğinden girdaptan çıkacak, varyantı aşacaklar. Renkler ve dilekler sanat galerisinde arz-ı endam edecekler.

Son Güncelleme (Salı, 30 Mayıs 2017 00:22)

 

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler