Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
HAFTANIN VİDEOSU


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün365
mod_vvisit_counterDün292
mod_vvisit_counterToplam679550
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 74 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon Hayatın Ötesine Giden Arkadaşım Şerif Bayram’a


yanlış zaman sürgünüdür insan–Mehmet Oğuz

1643’te doğan İsaac Newton birçok şeyi araştırıp ortaya çıkaran bir bilgedir. Yıldızların hareketi, ışığın yapısı, sesin hızı, ısının iletimi ve yerçekimi kanunu bu dâhinin sayesinde bilinir olmuştur. Bu buluşlarından en çok yankı uyandıranı ise “yerçekimi kanunu” dur.

Eduardo Galeano, Ve Günler Yürümeye Başladı adlı eserinde “Çağıran toprak” başlıklı yazısında Newton’u anlatırken, bize: “Yerçekimi kanunu; bizi çağıran ve çağırırken de bize kökenimizi ve kaderimizi hatırlatan toprağın karşı konulmaz çekim gücü” olduğunu söyler.

Yerçekimi kanunu”nun, daha geniş anlamıyla “doğanın kanunu” denilen yasaya karşı koymamız mümkün değil, ama bu “kanun”, bu “yasa” çoğu kez haksız işlemektedir. Alçaklar, namussuzlar, ölümü hak edenler, ölümü bekleyenler, yaşını almışlar değil de, daha çok yaşayacağı günleri, ailesine ayıracağı çok zamanı, söyleyecek çok sözleri, yapacak çok işleri, gideceği çok yerleri, düzenleyeceği çok toplantıları, okuyacağı çok kitapları, dostlarıyla birlikte içeceği rakıları olanları çekip aramızdan almaktadır. Toprak çağıracak başka daha kimse bulamadı mı, can dostum M. Şerif Bayram’ı çekip bağrına bastı: Kanunlar adil olmalıdır.

M. Şerif Bayram (d.1958) bir yıldır kanserle, 35 yıldır da kalp kapakçığındaki arızayla mücadele ediyordu. O, her zaman pozitif düşünen ve gülümsemesiyle çevresine hep yaşama sevinci veren bir arkadaşımızdı. Batman’da doğdu. Zor koşullarda hayata tutundu. Gençliğinde Batman’da İlerici Gençler Derneği-İGD Şube Başkanlığı yaparak devrimci hareket içinde yerini aldı. Kendisini bu dönemde Diyarbakır’a geliş gidişlerinde tanıdım. Sınırlı, tanışmadan öte bir ilişkimiz olmadı. Sonrasında çok zorlu süreçlerden geçti; arandı, tutuklandı, işkence gördü, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde 1982-1985 yılları arasında, en berbat günlerinde tutsak kaldı. Ama onurlu duruşunu yitirmedi, kalpten rahatsız olmasına rağmen ayakta kalmasını bildi. Dostlarına, çevresine neşe ve moral kaynağı oldu. 5 Nolu Cezaevi’nde dostluğumuz gelişti. Çok kısa bir dönem 34. Koğuşta da birlikte kaldık. Önce ben tahliye oldum, sonra Şerif Bayram tahliye oldu. İkimiz de İstanbul’a taşındık.

İstanbul’da önce maddi ve sosyal yaşamımızı yeniden yoktan var etmeye çalıştık. Ben bir fabrikada çalışmaya başladım, Şerif Fatih Çarşamba’da pazarcılığa başladı. Sonra pazarcılığın yanında Pazarcılar Esnaf Odasında Genel Sekreterlik yapmaya başladı. Türkiye Komünist Partisi-TKP’nin 12 Eylül sonrası yeniden toparlama sürecinde çok kısa bir dönem örgütsel ilişkilerimiz de oldu. TKP, Türkiye Birleşik Komünist Partisi-TBKP’ye evirilince ben bu oluşumda ben yer almadım ama Şerif yer aldı. Sadece TBKP değil, sonrasında legal kurulan sosyalist partilerin birkaçında yer aldı. Haydar Kutlu- Nihat Sargın Davası duruşmalarında Metin Danış’la birlikte Siirt ve Batman grubu olarak çok işler başardıklarını en iyi bilenlerdenim. Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı-TÜSTAV’da, Yeni Anayasa Platformu-YAP’ta bir şeyler yapmaya çalıştı. Hep barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin içinde oldu. Kürt halkının gasp edilen haklarının geri alınması için çalıştı. Her kesimden insanlarla sıcak, samimi ilişkiler içinde oldu. İyi bir organizatör, iyi bir örgütçü olmasının yanında bütün işlerini severek, neşeyle yapardı. Kahkahası hiç eksilmezdi. Güzel yer, güzel içerdi, ama daha çok paylaşmayı severdi.

Şerif Bayram yok artık aramızda. 25 Temmuz 2015’in gecesinde yıldız olup gökyüzüne aktı. 25 Temmuz günü İstanbul-Fatih’te Ümmü Gülsüm Cami’sinde düzenlenen törenle, alkışlar ve karanfillerle Batman’a uğurlandı ve aynı günün gecesi Batman’da defnedildi. Ailesi, dostları, arkadaşları ve yoldaşları törende kendisine eşlik etti.

Sevgili kardeşim, bizler şimdi nasıl bir araya geleceğiz, bir araya gelişimizi kim organize edecek, kim kahkahaları atacak, kim rakıları söyleyecek. Sensiz içmenin tadı mı olur?

Sevgili yoldaşım, dilediğin dileklerin gerçekleşmesi dileğimdir. Seni unutmayacağız. Git, yıldızlar yoldaşın olsun.

Kıymetli eşine, çocuklarına, ailene, sevenlerine, dostlarına, yoldaşlarına sabır diliyorum. Başımız sağ olsun.


e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
web: http://www.uzulmez.info/muslum

 

Son Güncelleme (Perşembe, 30 Temmuz 2015 11:49)

 

PostHeaderIcon KAR HATIRASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

  

  

 

 

Kar çiçekleri sıcak sıcak düşüyordu avuçlarıma

Hatıra kokuyordu, çocukluk günlerinden kalma

5 ocak 1965’te Ergani’de kar yağmıştı yüreğime

5 Ocak 2013’te yine Ergani’de kar, aynı drama.

 

 

 

Ergani Bagür Mezarlığında tanıdıklar daha çoktu

Çarşıda  pazarda sanki tanıdık, dost hiç kimse yoktu

Makam Dağı ihtişamını koruyordu, canlı duruyordu

Her taraf  eskiyi yutmuştu, hasret hüzün kokuyordu.

 

 

 

 

 

Bu kar çocukluk günlerinden kalma bir hatıradır

Mazi bende kabuk bağlamaz derin bir yaradır

Yarım asır saklanmış, hayallerle avunmuş

Büyümemiş bir ceylan, peşinde yağız bahadır.

 

 

 

Son Güncelleme (Pazartesi, 04 Şubat 2013 13:15)

 

PostHeaderIcon BEKLEMEK ve SABRETMEK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 

Hüzün ve burukluğu, bu sessiz fırtına sağanağında acının derinliğine itmeli. Bedeninin ve ruhunun gerilmelerine, gel–git salvolarına aldırmadan beklemek ve sabretmek. Şems-i Tebrizi lisanıyla: “Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum. Ya ben erken geldim, ya sen geç kaldın vuslata, neylersin kader.” Ama Şems yanılıyor olabilir. Zira gelecek çok hızlı geliyor. “İnsan beklemeyi genellikle, artık bekleyecek bir şeyi kalmadığı zaman öğrenir” dese de Voltaire; beklemek sabır nöbetiyle son nefese kadar devam edecektir. Lakin bitmeyecektir. Son nefesten sonraki beklemeler; “kabirde beklemek, diriliş günü’nü beklemek, hesap günü’nü beklemek” beklemeleri sabırla nasıl sarmaş dolaş olacak sualine Yüce Yaradan Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” (2/155 - Bakara) beyânıyla ışık tutuyor aslında.

Beklemek ve sabretmek. Sanki özdeş iki kelime. Hararetli bir sabır, beklemenin enerjisidir. Belki hoş bir mutluluğa, güzel bir sona götüren bir hal. Zihin karışırsa, kafa bulanırsa sabır lekelenebilir, hayal kırıklıkları yaşanabilir. Sebepsiz beklemeler, kararsız beklemelerse ziyandır. Geçen zamanı hiçbir maddi güç geri getiremez. Asil bir bekleyişte feryat yüreğe gömülmüştür. Acı gönülde gizlenmiştir. O süreçte dua kendine en iyi mecrayı bulmuş olmalı.

Beklemek ve Sabretmek acı gelse de, mükafatın sancısıdır. Meyvesi tatlı olacaktır. Başka zamanları, başka aktörleri beklersek,  buna tesadüfler ihtimalini eklersek beklediğimiz neyse gelmeyecektir. Çünkü beklediğimiz kendimiziz. Kendimizi beklemek doğru zamanda, doğru mekânda sabır örtüsü altında. Beklemenin mühleti anladığımız andır. Kendimize geldiğimiz demdir. Sabır gömleğini giymek umut yüklenmek, gelecekte güzel şeyler olacaktırı sezinlenmektir. Hayalleri süslemek, fenalıktan, tehlikeden uzak durmaktır biraz da. Kişinin amel ve niyeti ile orantılı bir süreçtir beklemek ve sabretmek.

Daha ötesini, ötesinin ötesini kurcalayan derinliğe düşmeden beklemek. Uçurumların kenarında,  fırtınalara açık alanda konumlanmak akıl emanetine ihanet olabilir. Sabır örtüsü altında beklerken düşünce yağmuruna tutulmak ihtimali de vardır. Fırtına eser, yağmur yağarsa direnme gücünü sabırla dost duadan almak çare olabilir. Ya çocuklar, geleceğin yükseliş unsurları, aile bahçesinin çiçekleri beklemeyi ve sabrı bilmiyorlarsa, öğretilmemişse; beklemek zor, sabır acı gelecektir. Huysuzluk, mutsuzluk o şirin varlıkları sarsacaktır. Yetişmeyi beklemek, olgunlaşmayı beklemek, kavuşmayı beklemek, sevgiliyi beklemek, sevdiklerini beklemek, emeğinin, alın terinin karşılığını beklemek sabrı öğretirse de; sabır öyle bir olgudur ki olgunluğun zirvesidir.

Son Güncelleme (Cumartesi, 25 Nisan 2015 23:04)

 

PostHeaderIcon DAĞLARI KEŞFETMEK YENİDEN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Soluk alma başkadır dağda. Çirkefin bulanık suları akmaz dağda. Bir başkadır dağ çağrısı. Geniş kırlar bazen mağaralar, bazen buz gibi sular, kuyular; serin vadiler ya da hayat hazinesi gibi koruluklar. Bilinirse eğer dağ saadeti, tepenin günün ilk ışıklarıyla ışımasıyla başlar. Kekik kokusu, pelin, papatya yada çam kokusu nefeste bir hayat gibidir dağda.

Dağ ki en çetin kaya orda. Dağ ki, göğsünü açar melteme de, poyraza da, lodosa da. Ve günün ilk ışıkları dağa vurur. Denizle göğün arasındaki münasebet, ovayla kırın arasındaki şifre en güzel dağda çözülür. Çobanla koyun ne ise, bağ ile dağ odur. Büyük kentin odunu söndüren dağdır. Dağın eriyen karı, sızan suyu ve çağlayanıdır. Ormandan fırlayan ceylan misali, avcının tüfeğinden kaçan tavşan yüreği, dolunayın ışıdığı gecelerde Jüpiter’e göz kırpan ateş böceği gibidir dağ insanı. Baharda badem çiçeği, güzde çilek çiçeği, kışın safvete yakındır dağ insanı. Kolaya kaçmayan, iğne ile kuyu kazan, cefakar dağ insanı...

Dağın soluğu başka, yolu başka, havası başkadır. İnişi var çıkışı var, yokuşu var, kayası var, dikeni var. Yaylalara giden yollar kıvrım kıvrımsa da orda gönüller başkadır. Dağda yüreğe bakış başkadır. Çoban değneğinin sihirli dokunuşunda, kuzuların meleyişinde dağ sevdası gizlidir. İlk tepe bir kapı, vadiler yatak, yaylalar uğrak; palamut, meşe, çam, ya da kaya gölgesi kucaktır dağda. Kendini arayan insanın, gönül erine kucak açışı bir başkadır dağın. Tefekkür en güzel dağda teeyyüt eder. Seyr-i şuunat dağa has bir keyfiyettir.

Güneş’in doğuşu, güneşin batışı, hatta kuşların uçuşu bile bir başka imajın tablolarıdır dağda. Kayalar kale gibi, burç gibi, çoban türküleri zafer şarkıları gibi, mağaralar çökmüş bir medeniyetin izleri gibi... Her kayanın ardı, her tepenin ardı yeni bir ülkeye açılan kapılar gibidir. Yeri göğü kucaklayan açılmış sayfalar, okunan kitaplar gibidir dağlar.

Hira özlemi, Tür-i Sina’daki sıcaklık, Ağrıdaki sır, Erciyes’teki duman, Makam Dağı’nda Zülküfül Nebii Zişan; dağ çağrısının bitip tükenmeyen mesajlarıdır. Dağ masalları, dağ şarkıları, dağ türküleri hep aynı mesajın izleridir.

Son Güncelleme (Pazar, 20 Nisan 2014 11:19)

 

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler