Erganili Köşe Yazarlarımız
Naci GÜMÜŞ
Naci GÜMÜŞ
Müslüm ÜZÜLMEZ
Müslüm ÜZÜLMEZ
Eyyüp ARAS
Eyyüp ARAS
Osman Aközel
Osman Aközel
İlkay Yılmaz
İlkay Yılmaz
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Son Dakika Haberler
Ziyaretçi Defteri
Bu Siteyi Paylaş / Öner
Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün4
mod_vvisit_counterDün161
mod_vvisit_counterToplam84859
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 2 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama
İSTATİSTİKLER
Üyeler : 52
İçerik : 90
Web Bağlantıları : 8
İçerik Tıklama Görünümü : 85638


Gelinim Galina’nın bir operasyon geçirmesi nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunmak, moral destek vermek ve aynı zamanda şirin torunlarımla birlikte olmak üzere 27 Mart 2012 günü eşimle Petersburg’a (Rusya) gittik.
Petersburg’dayken çoğunlukla evde oturdum. Bol bol torunlarımla oynadım. Kitap okudum. Yayınlanacak kitaplarım üzerinde çalıştım. Zaman zaman da tek başıma Petersburg turları attım. Çok kısa süreli de olsa bir Finlandiya gezisi yaptım.
Finlandiya gezisi benim için ilginç bir gezi oldu. Oğlum Ozan gitmeden önce Holiday Club denen bir otelde rezervasyon yaptırmıştı. 6 Nisan Cuma günü sigorta işlemleri ve yiyecek-içecek, valizleri hazırlama gibi işleri yaptıktan sonra, saat 12.00 de hep birlikte Ozan’ın arabasına binip yola koyulduk. Arabayı Ozan kullandı. Yola çıkmadan dijital GPS sistemini ayarladı ve koordinatları verdi. Gideceğimiz yerin mesafesini cihaz 196 km olarak yazıyordu. Zaman olarak 3,5-4 saat çekiyormuş, ki öyle de oldu. Akşam üzeri kalacağımız otele vardık.
Giderken yolda trafik fazla değildi. Rahat bir yolculuk yaptık. Yollar geniş ve cetvelle çizilmiş gibi düzdü. Viraj yoktu, dağ yoktu, arada sırada yol kenarında tepecikler vardı. Yolun her iki tarafı (hem Rusya’da, hem de Finlandiya’da) ormanlıktı. Ormandaki ağaçlar kızılçam ve kayın olmak üzere iki türdü. Yerde yarım metreye yakın kar vardı. Ağaçlar beyaz gelinlik giymiş gibilerdi.
Gidişte Rusya gümrüğünde ufak biraz sorun yaşasak da, sonunda Granitsa’dan Finlandiya’ya sorunsuz giriş yaptık. Rus gümrük memurları benim yeşil pasaportum gibi bir pasaportla ilk defa karşılaştıkları için; “Bu nasıl bir pasaport, hizmet pasaportumudur” diye sordular. Ozan’da “Da/Evet” diye yanıtladı. Sorun çözüldü. Ozan’ın dediğine göre, daha önce Finlandiya’ya bir giriş-çıkışım olsaymış pek üzerinde durmayabilirlermiş. Neyse, kuzeyden dolanarak da olsa Avrupa Birliği topraklarına ilk adımımı attım.
Kalacağımız otele vardığımızda, Paskalya nedeniyle otelin resepsiyonu çok kalabalıktı. Tatil olduğu için yoğunluk fazlaydı. Sıraya girip işlemlerimizi yaptık. Dört gece kaldığımız apart otelimizde buzdolabı, bulaşık makinası, çamaşır makinası, telefon, televizyon, mutfak araç ve gereçleri vs. her şeyi vardı.
Otel, Finlandiya’nın güney kısmında ve Helsinki’ye 200 km mesafede turistik ve tatil şehri Imatra’nın yakınında bulunan Saimaa gölünün bitişiğinde konumlanmış güzel bir yerdeydi. Akşam otelin havuzlarının bulunduğu mekâna indik. Havuzların bulunduğu yere giderken giriş ücreti ödedikten sonra el bileklerine barkot tarzı dijital bir saat takılıyor. Turnikelerde saat göstergeye yaklaştırılınca turnike geçiş izni veriyor. Buradan geçtikten sonra soyunma bölümünde elbiseler dolaplara bırakılıyor. Mayoyla havuzlara giriliyor. Havuzlara girerken erkekler ayrı, bayanlar ayrı bir kapıdan giriş yapıyor. Girişte bir duvar dibinde duş fıskiyelerinin altında duş alındıktan sonra havuzlara giriliyor. Dikkatimi çeken şey, duş alanların anadan üryan üzerlerinde ne varsa çıkartmalarıydı. Mal mülk her şey düzde, ortadaydı. Ben, Asyalı olmam nedeniyle neme lazım deyip mayolu olarak duşumu aldım. Havuza girdiğimizde değişik en, boy ve derinlikte; örneğin, çocuklar için 15 cm derinliğinde, ılık ve çocuk oyuncaklarıyla döşenmiş havuzların yanında büyükler için 1,5 m derinliğinde havuzlar vardı. Ayrıca atlama ve kayma kısımları da vardı. Havuzların bulunduğu mekânda her renkten ışığın suyla dansı vardı. Kuğu Gölü Balesi müziği eşliğinde su ve ışığın dansı güzeldi. Kadın erkek, yaşlı genç, insanlar suyun keyfini çıkartıyorlardı. Çocuklar, gençler ve bayanlar çoğunluktaydı. Havuzlar tam çocuklara ve gençlere göre bir yerdi. Ama insanların, suyun ve müziğin çıkardığı sesin karışımı beni rahatsız etti, gürültü çok fazlaydı. Buna karşın torunlarım Alisa ve Leya su kuşları gibi hiç sudan çıkmak istemiyordu. Havuzları çok sevdiler. Ben havuzlara sadece bir defa gittim, torunlarım anne ve babalarıyla birkaç kez daha gittiler.
Gidişimizin ertesi gün Imatra’yla aralarında 30 km bulunan Lappeenranta şehrine gittik. Bir alış veriş merkezinde alış veriş yaptık. Ozan arabasını marketin otoparkına çekti. Küçük torunum Leya arabada koltuğunda uyuduğu için bana bekçilik görevi düştü. Arabada torunumun yanında kaldım. Ozan, Sevgi, Galina ve Alisa alışverişe gittiler. Bazen arabanın içinde, bazen de arabanın dışında etrafı, insanları gözlemeye çalıştım. Bu gözlemimde otoparkın bulunduğu alanda sadece otolar için değil, bisikletler ve köpekler içinde park alanları oluşturulduğunu gördüm. İlginçti. Resimli ve yazılı levhalarla park yerleri gösterilmişti ve köpekler marketin duvarına tutturulmuş demir halkalara bağlanmışlardı. Ben oradayken iki köpek park halindeydi. Yirmiden fazla bisiklet ve hayli çok Rusya plakalı araç vardı. Ruslar tatil günlerinde ve hafta sonlarında buralara gelip alışverişlerini yapıp dönüyorlarmış. Avrupa Birliği standartlı ürünler satıldığı için güvenle alıyorlarmış. Ayrıca bazı ürünler Rusya’dan çok daha ucuza satılıyormuş.
Kaldığımız otelin yanındaki Saimaa gölü tamamıyla buz tutmuştu. Kıyıdaki balıkçı kayıkları, kulübeler, iskeleler her yer buz ve kar altındaydı. Gözün alabildiği her yer beyazdı. Hayatımda ilk defa böylesine çoklukta kar ve buzu görmüş oldum. Gölün kenarında bir yolcu gemisi buzların arasında bir başına kaderine terk edilmişti. Çok sayıda insan buz tutmuş gölün üzerinde gezi yapıyorlardı. Bazıları ise buzları kırıp göle saldıkları oltalarla balık tutuyordu. Kendime güvenemediğim için, ben, gölün üzerinde buzda yürümeye cesaret edemedim. Eşimle birlikte sadece gölün kenarında kısa turlar attım. Gölün çevresi tümden ormandı.
Üçüncü gün Imatra şehrinin merkezine gezmeye gittik. Paskalya nedeniyle sokaklarda cinler top oynuyordu. Cadde, sokaklar boştu ve tüm işyerleri kapalıydı. Biraz kent merkezinde, biraz da kentin hemen bitişiğinde bulunan bir barajın çevresinde gezindik. Fotoğraflar çektik. Baraj kapaklarının bulunduğu kanyon gibi bir yerde banklarda oturup manzarayı seyrettik. Hava soğuk ve yerde yarım metreye yakın kar olduğu için fazla kalamadık. Otele döndük.
Kısa ve çok küçük bir kısımda yaptığım bu Finlandiya gezimde insanlarla birebir ilişkim olmadı. Zaten insanların tiplerinden de kimlerin Rus, kimlerin Finlandiyalı olduğunu ayırmam çok zordu, çünkü hepsi sarışındı. Yabancı dil olmayınca insanlarla ilişkiyi kurulmuyor. Sağ olsun, Ozan gerekli olan tüm iş ve işlemleri yapıyordu. İlişki kurmayı gerektirecek bir durumda yoktu. Bu nedenle, insanlara dair bir şey söylemem doğru olmaz. Tüm izlenimlerim tamamen fiziksel çevreye dairdir.
Finlandiya’da gördüğüm yerlerde, hem şehirlerarası yollarda ve hem de kent içinde hiç polis ve asker görmedim. Ama Rusya tıpkı Türkiye gibi, adım başı polis veya asker kaynıyor. Gördüğüm şeyler arasında bir diğer önemli bulduğum şey, hem şehirlerarası yollarda, hem de şehir içi yollarda birer bisiklet yolunun olmasıydı. Kent merkezi ve çevresi çoklukla ağaçlıktı ya da ormandı. Kent merkezindeki yapılar 3-4 katlıydı. Yapılar düzgün ve şirindi. Cadde ve sokakları ise düzdü, genişti ve temizdi. Otel olarak hizmet veren eski bir şatoyu dıştan inceledik. Şato tarih kokuyordu. Şehir içi yollarda araçların hız sınırları çok düşüktü. Kenti sevdim: Güzeldi.
9 Nisan günü “hoşça kal” deyip, geldiğimiz yoldan Petersburg’a geri döndük.
29 Nisan’da ise Petersburg’a “hoşça kal” deyip, İstanbul’a hareket ettim.

Son Güncelleme (Pazartesi, 14 Mayıs 2012 18:22)

 
 

 Ergani Yayvantepe Köyü

 

E R G A N İ

  

Şehir Nüfusu: 62.019 (2007 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi) 

İlçe nüfusu: 109.678 (2007 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi) 

Yüzölçümü: 1.489 km² 

Rakım: 955 metre 

Koordinatlar: 39 50 doğu boylam ve 37 32 kuzey enlemindedir

Posta kodu: 21950 

Alan kodu: 0412 

İl plaka kodu: 21 

Yüzölçümü :     1.489 km2
Merkez Nüfusu :   62.019
Köy Nüfusu :        47.659
Toplam Nüfusu :   109678

Köy Adedi : 75
Mezra Adedi : 108
Belde Adedi : 2
Diyarbakır’a Uzaklığı : 57 Km.

 

Ergani Diyarbakır’ın ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en önemli ilçelerinden biridir. Elazığ - Diyarbakır yolu üzerinde dört yol kavşağında ve Zülküfül Dağı eteklerinde kurulmuştur. Yapılan kazılarda M.Ö. 7000 yıllık harabelere rastlanmıştır. Ergani Bölgenin merkezi durumundadır. Diyarbakır’ın Dicle, Çermik, Çüngüş- Elazığ’ın Maden ilçesinin Merkezidir.

TARİHİ

   Ergani çok eski bir şehir olup kuruluş tarihi belli değildir. Yunus Peygamberin kurduğu rivayet edilir. İlçeye 6 km uzaklıkta bulunan Hilar şehri harabelerinde yapılan bir kazıda (1964-Bajargeran tepesi) M.Ö.7000 yılına varan kalıntılar çıkmıştır. Buna dayanarak Ergani’nin 9000 yıllık bir tarihinin olduğunu söyleyebiliriz. Tarihte bölgenin ilk yerleşim bölgesi olan Ergani ilk zamanlardan bu yana Akranya, Erkenin, Ekanina, Yanan, Zülkarneyn, Arsanla, Urhana, Aşat isimleri ile anılmıştır.
     Yukarı Mezopotamya’nın sayılı yerleşim birimlerinden biride Ergani’dir. M.Ö.1220 tarihinde Büyük Eti İmparatorluğu dağılınca büyüklü küçüklü beyliklere ayrıldı. Ergani bu beyliklerden biridir. Ergani’de oturan halk Etilerin soyundandır. Asur Krallığı devrinde Ergani Asur devletine bağlı kendi başına egemen bir şehir olarak kalmıştır.

COĞRAFİ DURUM

       Ergani Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Dicle Nehri’nin sağ kıyısında, 10 km uzaklıkta ve 1526 metre yüksekliğinde yarı sönmüş volkanik Zülküfîl Dağı’nın derin bir sel yatağına (Huşot deresi) bakan güneydoğu yamacı eteğinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 955 metredir.
      Diyarbakır-Elazığ karayolunun 57. km’de yer alan ilçe merkezi 39-50 doğu boylam ve 37-32 kuzey enlemindedir. İlçenin yüzölçümü 1.489 km2dir.

Makam Dağı- Zülküfül Nebi Türbesi 

TURİSTİK YERLERİ

       Hilar Köyü Harabeleri ile adını dünyaya duyurmuş, ancak ülkemizde bu olanağı bulamamış ve böylece böylesine önemli bir turistik özelliği hakkıyla sergilenmemiş güzel bir şehir. Kızılca köyündeki Enuş Peygamber Mezarı, Zülküfil Peygamber Makamı, hala önemini koruyan Meryem Ana Kilisesi, Polonyalı gezgin Simeon buradan “Mucize Yaratan Eski Bir Mabet” diye bahseder. Dicle İlköğretmen Okulu, Beşiktaş, Gülbaran, Heram, Şarge, OrtaYazı Köyü ve Kalhana, Boğazköy gezilebilir yerlerdendir.

Son Güncelleme (Çarşamba, 20 Ekim 2010 22:01)

 

Geçmiş, şimdi, gelecek. Yani  dün, bugün, yarın… Yaşamak bu üç zaman kavramı etrafında kader programı içerisinde dönüp durmak mıdır acaba?  Çok şeyi öğrenme peşinde koşan insan kendini öğrenmede ne kadar başarılı? Gözle görülemeyecek kadar küçük bir mikroba yenilecek kadar aciz olan insan neden böbürlenir? Ya da mucize bir vücuda sahip insan hangi sebeple kendini hor görür?

Kimisi düş kurar, kimisi düş görür. Kendi beninde yaşar kimisi, başkası için yaşar kimisi. Çocukluğunun tadına varan, gençliğini doya doya yaşayanın yanında, çocukluğunu gençliğini bilmeyen de var. Sevinç, mutluluk avansları acıya, kedere inkılâb eder bazen. Hayatın yükü ağırlaşır, yaşam zorlaşır. Hüzün bulutları dolaşır durur başının üstünde.  Ayakları yere basmadan uçar gider kimisi,  düşe kalka yokuşlara tırmanır kimisi.  Sessiz çığlıklar içerisinde yuvarlanır bir başkası.

Bir ideale bağlanıp, davasına hayatını ipotek edenlerin yanında  bir aşk uğruna ömrünü tüketenler. Mal mülk ve paradan başka hiçbir şey görmeyen gözlerin yanında, yaradılışın hikmetine vakıf olup yaşanması gerektiği gibi yaşayanlar da var belki.

Acılar kederler, sevinçler mutluluklar, çabalar gayretler, sabırlar çileler, dua ve dilekler, hayaller ümitler, gülmeler ağlamalar…

Hayat böyle bir şey işte…

 
Şiirin Sanatın, Sevginin Dostluğun Adresi. Sık Güncelleme, Doyumsuz Sayfalar.
Farklı Yazarlar, Nefis Şiirler, Entresan Hikâyeler ve Harika Resimler.
Kültür, Sanat ve Edebiyat Kategorisinde 2001 İnternet Kalite Ödüllü...

 Magic of Love Top100 List'te dünyada yine ilk sırada, 1 Numara.

Son Güncelleme (Pazartesi, 26 Mart 2012 21:14)

 

Hava Durumu

Click for Diyarbakır, Türkiye Forecast