Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
HAFTANIN VİDEOSU


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün534
mod_vvisit_counterDün555
mod_vvisit_counterToplam607313
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 7 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

Hava Durumu

PostHeaderIcon Yeni Eklenenler

PostHeaderIcon En Çok Okunanlar

PostHeaderIcon KAR HATIRASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

  

  

 

 

Kar çiçekleri sıcak sıcak düşüyordu avuçlarıma

Hatıra kokuyordu, çocukluk günlerinden kalma

5 ocak 1965’te Ergani’de kar yağmıştı yüreğime

5 Ocak 2013’te yine Ergani’de kar, aynı drama.

 

 

 

Ergani Bagür Mezarlığında tanıdıklar daha çoktu

Çarşıda  pazarda sanki tanıdık, dost hiç kimse yoktu

Makam Dağı ihtişamını koruyordu, canlı duruyordu

Her taraf  eskiyi yutmuştu, hasret hüzün kokuyordu.

 

 

 

 

 

Bu kar çocukluk günlerinden kalma bir hatıradır

Mazi bende kabuk bağlamaz derin bir yaradır

Yarım asır saklanmış, hayallerle avunmuş

Büyümemiş bir ceylan, peşinde yağız bahadır.

 

 

 

Son Güncelleme (Pazartesi, 04 Şubat 2013 13:15)

 

PostHeaderIcon Kavuşmak Yaşamın Ölüm Ayrılığın Kanunu

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

tüm acıları

bir yürekte taşımak çok zor

tüketiyor adamı

Bilemedim kıymetini, dalından kopan bir yaprak gibi savruk geçti ömrüm. Şimdi yeşillikler arasında denize tepeden bakan bir kaya parçasının üzerine oturmuş düşünüyorum geçmişte kalan yılları. Çoğu kez hayatın kendisini anlamadan, anladığımı zannederek yorumladım. Bu nedenle tökezleyip sürekli düştüm. Her düşmeden sonra tekrar kalkıp yeniden yürüdüm, ama çok yoruldum. Bu yorgun bedeni taşımada yürek artık zorlanıyor.

Denize tepeden bakan bir kayanın üzerindeyim, dinliyorum doğayı. Doğa, tüm ses, koku, renk ve nimetleriyle varım diyor. Deniz, ağaçlar, güller, çiçekler ellerin dokunacağı kadar yakın, rüzgâr gül yapraklarını okşarcasına ferahlık veriyor. Toprak yağmur, yağmur toprak kokuyor. Ama bozkırın ortasındaki ardıç misali bir başımayım. Tek tesellim misafirim olan renkli tohum kuşlarının nağmeleri. Dinledikçe titriyor gönül telleri.

Yeşillikler arasında kaya parçasının üzerine oturmuşum, gözlerim yerle gökyüzünün birleştiği flu ufuk çizgisinde. Deniz mavi, kara parçası zeytin yeşili. Güzel bir sessizlik hâkim. Sadece su sesi, kuş sesi ve birde zeytin ağaçlarıyla güllerin tatlı esintisi var. Oturduğum yerin hemen yanı başımda bulunan bahçedeki kırmızı, pembe, sarı güllerin üzerinde gezinen bal arılarının çıkarttığı vızıltı ya da gül dalları arasında böcek toplamaya çalışan kuşların cıvıltısı mutluluğun sesi, görüntüleri de mutluluğun resmi olabilir mi? Bilemiyorum.

Kaya parçasının üzerinde otururken gözlerim gökyüzünün sessiz maviliğinde güneşin altında yalnız uçan siyah bir kartalın süzülüşüne takıldı. Kanatları açık, bırakmış kendisini hava akıntısına. Kanat çırpmadan uçmak, doğanın kendisine bahşettiği mucizevi bir miras olmalı. İnsanlar ancak bir nesneyle uçabilir. Bu da doğanın dilini çözmenin güzelliği sayesinde olur. Mesafeyi kat edip gökyüzünde uçmak, insanın sevdiklerine kavuşmasının yarattığı duygu ne hoş bir duygudur. İnsana bir tuhaflık verir. Özlem kavuşmayı, kavuşma duyu organlarıyla dokunmayı bekler. Beklerken, bekleme halinin vermiş olduğu duyguyu çok severdim. Şimdi bir başıma bir taşın üzerine oturmuş siyah bir kartalın uçuşunu ve gerçekleşmeyen hayallerimi düşünüyorum. Ne garip?

“Herkese Aş, Herkese İş, Herkese Hürriyet” dedik. Ama sosyal gelişmeye uygun, istediğimiz şekilde sosyal yaşam biçimleri oluşturamadık. Hayallerimizin gerçekleştirmek bir başka bahara kaldı. Yaşam bir başka boyutta formatlandı ve sosyal gelişmeye paralel insan yaşamı farklılaştı, dahası aile, akrabalık, vefa, dostluk, arkadaşlık ve vicdan, ahlak, merhamet gibi değerler aşınmaya başladı. Düzen insanları işkolik ve parakolik yaptı. Öyle bir noktaya gelindi ki, insanlar artık eşine, çocuğuna, arkadaşına ayıracak zamanı bulamaz oldu. Ya karın doyurma ya da para kazanma derdine düştü. Oysa teknolojik gelişmeyle insanların daha fazla zamanı olacağı, kendisine, eşine, çocuklarına, sevdiklerine daha fazla zaman ayıracağı ve toplumsal refah öngörülmekteydi. Ama tam tersi oldu. Ütopik vizyonun yerine; daha fazla olmak, daha fazla yapmak, daha fazla kazanmak, daha fazlasına sahip olmak günümüz insanının vizyonu oldu. Dostluk, dayanışma, paylaşım, adalet, vicdan rafa kalktı. Para, hırs ve güç için çok kişi veya kurum şeytanla pazarlığa oturdu, ruhlarını kirletti. Her şey ticarileşti, her şey Zemzem niyetine Doların yeşiliyle yıkandı. Hiçbir şey artık kutsal gözükmüyor. Tüketim çılgınlıkları olarak dini bayramlarda veya Ramazan ayı boyunca yapılan alışverişlerde, dini bayramlarda beş yıldızlı otellerde ya da tatil merkezlerinde yapılan gezilerde, kandillerde marketlerin, şirketlerin dağıttığı kandil simitlerinde ruhaniyet ve manevi huzuru boşuna aramayın. Bunlar geçmişte kaldı. Bireysel özgürleşme toplumsal özgürleşmeye dönüşmeyince, gerçek anlamda bireysel özgürleşme, barış ve huzurun gerçekleşmesi olası mı? Bunu düşünelim.

Akşama doğru yeşillikler arasında denize tepeden bakan kaya parçasının bulunduğu yerden ayrıldım. Evin yolunu tuttum. Bir kitap elime alıp kanepeye uzandım. Okumam ne kadar sürdü bilmiyorum, gecenin karanlığında gökten boşanırcasına camları döven şiddetli bir yağmur başladı. Hışırtılı rüzgârın ve buğulu camlara vuran yağmur damlalarının sesi, kitap sayfaları arasından süzülüp gelen değişik düşünceler, gecenin karanlığında bir parlayıp bir sönen yıldırım ve araba farlarının ışıkları birleşip beni yolculuğa çağırdılar. İnsan doğduğu yerden, memleketinden, akrabalarından, sevdiği insanlardan, sevgiliden ne kadar uzaklaşırsa ve hele bir de yaşı orta yaşı aşarsa; anılar ve geçmiş bir o kadar yakaya yapışır, aklın bir köşesinde beyni hep kemirir durur. Yaşamın diyalektiği bu, yapacak bir şey yok yola çıkmaktan başka…

Yol çağırıyor. Kara surlarla çevrili kendi kentime kavuşmadıkça dinmeyecek ruhumun sızısı. Yıldızların ışıltısı altında dağları bir bir ardımda bırakarak sabah ezanı okunmadan kapısını çalmalıyım. Kavuşmak yaşamın, ölüm ayrılığın kanunu.

Not: Yeni bir yıla giriyoruz. Tüm güzel insanların yeni yılını kutluyorum. Acı, gözyaşı ve ölümlerin son bulması dileklerimle selam, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

web: http://www.uzulmez.info/muslum

Son Güncelleme (Cuma, 16 Aralık 2016 21:04)

 

PostHeaderIcon SUSMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 


Susmak, edepten öte bir sanattır. Sabrı, empatiyi, muhasebe ve murakabeyi kapsayan bir sanat. Bir ahlâk disiplini. Dinleme sanatını da içeren bir iç eğitim.

Sessiz fırtına, yüreğe akan gözyaşları, derinliğin en derin yerinde sükût, susmak olgunun cevabıdır. Susmak; “etkisiz ve tepkisiz kalmak”tır diye tarif eden sözlükler yanılgı içindedir. Sessizlik ve sakinlik belki az daha yakın durur bir izah olabilir. “Sükût ikrardan gelir” deyişi yanlış bir algıdır. Susmak, sükût, sessizlik mana âlemine yönelten bir projeksiyon da olabilir. Hz. Ömer der ki; “ben derdimi ne dostuma söylerim, ne düşmanıma. Çünkü dostum üzülür, düşmanım sevinir. Beni en iyi bilen Rabbimdir.” Burada da susmanın asaletini görüyoruz.

Medeniyet güneşi peygamberimiz; “Az konuşmak imândan, çok konuşmak nifaktan” der. “Söz gümüş ise, sükût altındır” özdeyişi de var. Fakat biz susmanın başka boyutlarında seyr-ü sülük yapmak istedik. Benjamin Franklin; “Suskunluk her zaman bilgeliğin belirtisi değildir. Fakat gevezelik daima aptallığın belirtisidir” derken ne kadar haklıymış. Tecrübeler bunu bize öğretmiş olmalı. Ancak iyilerin, erdemli, onurlu insanların suskunluğu toplumu korkutmuyorsa, o toplum kendini sorgulamaktan uzaktır, felaketlere adaydır.

Susmak, ağzına kilit vurmak demek değildir. Susmak bir bakıma haykırmaktır. Susmak sabrın cidarında dolaşan bir görünmez fırtınadır. Bazen de hareketsiz bir engin deniz misali masmavi ve durudur. “Sus ya da susmaktan daha değerli bir şeyler yap” diyen Pisagor akıldan yoksun olmasa gerek. Yalnız burada önemli bir nokta var. Susturmak değil, susmak… İkisini karıştırdık mı felaket olur.  Susmakta bir nezaket, incelik ve derinlik vardır. Susturmak ise haksızlık, zulüm ve zorbalık kokar. Kabalıktır yani.  Ayrıca gönül suskunluğu, göz suskunluğu, akıl suskunluğu vardır ki, bu ayrı bir suskunluk, susmanın değişik bir versiyonudur.
Susmak estetik edanın zarif bir eylemidir. Bin konuşmadan evla bir dildir. Beyinle yüreğin, akıl ile sabrın ittifakıdır.

 

 

PostHeaderIcon HATIRALARIN ÖTESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 

Hatıraların ötesinde

Bir dağ biliyorum sırtında efsanevi sarnıçlar

Tepesinde bir türbe

Günün ilk ışıkları buseler kubbesini

Dağa bir hilal çizer

Kasabaya selam eder


Kaybolmuş hatıraların eskimiş albümünde

Toprak damlı kerpiç evler ve dut ağaçları

Zerdali sarısına nar rengi karışmış

Dere dere parsellenmiş bir tablo darmadağın

Acının kederin fukara elbisesiyle gezindiği

Biçilmiş ekin tarlaları seriliyor önüme

Tırmıklardan kaçmış başak taneleri

Harman diplerinde buğday habbeleri

Nafaka kokusuyla manzara manzara

Çerçeveleniyor anılarımda...


Dağ mağara tepe ve türbe

Gül bahçe, mevlid ve kandil

Ocak ve ateş, masal ve efsane

Hâf’ızın kavalı

İsmail Hakkı Ozan’ın sesi

Bursalı askerin her gün okuduğu hep aynı şarkı

Köklenen gül tarlalarının inşirahı

Bir hüzün bir buruk gibi

Geçmişle gelecek arasında düşüyor bir zaman boşluğuna

Beynim bozbulanık bir nehir sanki.


Türküler maniler

Akostik armonisiyle arkaik bir tını

Gül kalıntıları betonarme binalar altında

Pekmezli tahin, karlı pekmez

Gül şurubu yayık ayranı biyan şerbeti

Şimdi sadece buruk bir hayal, tatlı bir anı...

Naci GÜMÜŞ

Son Güncelleme (Pazar, 04 Ekim 2015 02:11)

 

PostHeaderIcon Gönül Sitesi, Gönlünüzün Sitesi.

Şiirin Sanatın, Sevginin Dostluğun Adresi. Sık Güncelleme, Doyumsuz Sayfalar.
Farklı Yazarlar, Nefis Şiirler, Entresan Hikâyeler ve Harika Resimler.

Son Güncelleme (Cumartesi, 17 Kasım 2012 08:42)

 

PostHeaderIcon Erganiden Görüntüler